"Adı Zehra" Ritmi Yüksek Ama İnandırıcılığı Zayıf Bir Dizi Olmuş... | bibaksana

“Adı Zehra” Ritmi Yüksek Ama İnandırıcılığı Zayıf Bir Dizi Olmuş…

Diziler

Written by:

Views: 40

Hemen baştan söyleyeyim, Zeynep Çamcı‘nın oyunculuğunu sevmem.

Bence projeleri anlamakta bir sıkıntısı var.

Zira nedense; komedi ya da dram hiç fark etmiyor, hep korku filmi karakteri kıvamında bir performans sergiliyor.

Donuk ve gizemli…

Hani sanki Chackie gibi, birazdan arkasından bıçak çıkarıp herkesi doğrayacak gibi bir ifade ile oynuyor.

Masum gibi değil de, suçlu gibi…

Korkuyor gibi değil de, korkutuyor gibi…

Kaçıyor gibi değil de, kovalıyor gibi…

Bakıyorum bakıyorum oyunculuğuna dair övülecek bir taraf bulamıyorum.

Yani…

Zeynep Çamcı; Kara Yazı‘da da olmamıştı, Adı Zehra‘da da bence olmamış.

Üzgünüm…

Gelelim Adı Zehra‘nın birinci bölümüne…

İlk dakikadan itibaren bölüm boyunca olayların sonu gelmedi.

Zehra kaçtı, ağabeyi yakaladı, eve götürdü, dayak yedi…

Bir dönerciye verildi, isteme esnasında kustu, hamile olduğunu öğrendi…

Düğününden kaçtı, yine kovalandı…

Sevdiği adamın kayıp olduğunu öğrendi, ona ulaştı, ailesi yine izini sürüp Zehra’yı eliyle koymuş gibi buldu.

Sevdiği adam bıçaklandı, yine kaçtı, yine kovalandı, yine yakalandı, otobanda tehditle karşıdan karşıya geçmek için zorlanırken araba çarptı, çocuğunu kaybetti.

Hastanede polislerin baskısına uğradı, tanımadığı bir doktor yardım etti, kayıp bir kadının yerine geçti.

O kadının ailesi onu İstanbul’a götürmek için Frankfurt’a geldi.

Bıçaklanan adam tekrar ortaya çıktı, hastanede Zehra’ya yardım eden doktor öldü, baba ile ağabey yine Zehra’yı kovalamaya başladı, hava alanında izini buldu ve Zehra İstanbul’a gitti.

Daha ne olsun değil mi?

İşte sorun tam da burada başlıyor…

Hikayede durmadan bir şeyler oluyor ama karakterlerin insani özelliklerini, katmanlarını hiç göremiyoruz.

Bu nedenle de Adı Zehra bizi bir türlü ikna edemiyor.

Mesela…

Zehra diye biri var, Almanya’da Almanca bilmeden büyümüş, çünkü gavura benzemesin diye; ne okutmuşlar ne de Alman sokaklarına adım attırmışlar.

Hadi biz buna peki diyelim, yemiş gibi yapalım…

Peki bu bilgi senaryo tarafından bize verildikten sonra,  hangi bilgi geldi?

Dikkat!!!

Kızımız burnunu evden dışarı çıkaramamış ama nasıl olduysa Kadir ile birlikte olup hamile kalabilmiş.

Ve…

Bu baskı içinde, evde hamilelik testi yapacak kadar da rahat.

Daha da fenası; hadi testi yaptı diyelim, babam ağabeyim bulur diye korkup bulunamayacak bir yere atmayacak kadar umursamaz.

Öyle ki odasında kapının hemen girişindeki plastik çöp sepetine atacak kadar aymazlıkta zirve…

Peki ya sonra?

Düğünden kaçınca da, müstakbel kayın validesi “ay ben odasına bakacağım” deyip odaya dalıp çöp bidonuna çarpıp, hamilelik testini buluyor.

Yani demem o ki; evet, çok olay var, olaylar belli bir ritim içinde ilerliyor, ama karakterin hikaye içerisindeki yolculuğunda, sahneler arasındaki etki tepkilerde “mantıklı” geçişler yok.

O geçişler de mantıklı olmayınca, hikaye inandırıcılıktan uzak bir hale gelmiş.

Sonra Almanya sahneleri…

Almanya sahneleri için seçilen tüm oyuncular çok ama çok kötüydü.

Aksan falan felaket ötesiydi, net bilgi…

Almanca konuşmaları, neden çift ses vermişler anlayamadım.

Muhteşem Yüzyıl Kösem ile başlayan bu furyanın, daha büyük bir kakafoniye sebep olduğu hala nasıl öğrenilemedi, anlamak mümkün değil.

Biri yaptı ya, doğru yanlış tartmadan peşinden git kafası, bakınız Türk televizyoncularının bakış açısı.

Bu arada dizinin baştan sona diyalogları problemliydi.

Hele hele o Alman Polislerin diyaloglarını kim yazdıysa, bence hemen mesleği bıraksın.

Ayrıca Almanya’da Türkiye yaratma kafasını da anlamadım.

O otobanın iki tarafında iki silahlı taraf olacak, bir tane kadın karşıdan karşıya zorla geçirilecek de, polis oraya iki dakikada gelmeyecek.

Sonra sokaklarda bir kadını çekiştire çekiştire adamlar götürecek de, polis oraya iki dakikada gelmeyecek.

Birini evinde öldüresiye döveceksin, arkadaşının ailesiyle yaşadığı evi basacaksın, birini de bıçaklayacaksın, yine polis iki dakikada olay yerine gelmeyecek.

Peki…

Gelelim kaçma sahnelerine…

Sen Frankfurt’a git, sonra orayı küçük çıkışı olmayan bir labirent haline getir.

Nasıl bir yönetmenlik kafasıysa, görüntüleri artistik bir şekilde bağlayacağım diye, neredeyse her aralıkta kadını kaçtıkları ile denk getirdi.

Kadın da ne kadar salaksa artık,  iki kere kucaklarına düştü.

Bu tamamen yönetmenin kendi seçimi.

Evet senaryo iki kere Zehra’yı aynı adamlara yakalatmış ama yönetmen de her sokakta denk getirmiş.

Yani…

Üzgünüm ama tüm kovalama sahneleri; senaryo için değil de, yönetmenin kendi maharetini ortaya koyma çabası ile çekilmiş.

Yani görsel estetik olsun ama hikayeye hizmet etmesin kıvamında.

Bu arada bir diğer not…

Yönetmen oyunculuk yönetiminde de, KÖTÜ.

Ve hikayenin İstanbul kanadı…

Evet bir gizem var, orada ne olacak bilmiyoruz.

Zehra’nın bir bilinmezliğe gittiği de apaçık ortada.

İlk bölümde o kadar çok şey oldu ki, oranın bilinmezliği bana itici gelmedi.

İkinci bölümden itibaren her şeyi Zehra ile öğreneceğiz.

Doğru bir tercih…

Ancak…

Şimdiden söyleyeyim İstanbul’daki aile çok soğuk.

Fazla mesafeliler.

Hatta kapkara bile diyebiliriz.

Dolayısıyla da karton yani gerçekçi değiller.

Zira böyle içinde dram barındıran hikayeleri işlerken bile bir ayar vardır.

Cenazeleri düşünün.

Bir an gelir, acının sahipleri bile saçma sapan bir gülme krizine tutulur.

Sonra tekrar durulurlar.

Çünkü acı ile neşe sırt sırta vermiş  duygulardır.

Aralarındaki çizgi ip incedir.

Onun dengesini hikayede kurmaz, arada rahatlatacak alanlar açmazsanız, aynı Adı Zehra‘nın birinci bölümündeki İstanbul’daki aile gibi, kapkara, sıkıcı ve yapay olursunuz.

Ve bu sayede de; izlenen azıcık sahnede bile, keşke ileri sarabilsek duygusuna mahal verirsiniz.

Ez cümle;

İlerleyen bölümlerde de bu diyalog sıkıntısı, karakterlerin katmansızlığı ve sahneler arasındaki etki tepki problemi devam ederse,  bence Adı Zehra‘nın işi zor.

Hele hele “evlilik dışı birliktelik ve çocuk yapma” gibi konulara mesafeli bir ülkeye, bu yolda ilerleyen bir kadın karakteri sev ve bununla özdeşleş diyorsanız, maça 5-0 yenik başlıyorsunuz demektir.

Bu kafada yapılan işlerden, sadece No 309 tuttu.

Orada da konuyu; “kadın karakter kendinde değilken bir adamla birlikte oldu” şeklinde kıvırdılar.

Sonra da kadın hamile kaldığını öğrenince, adamla evlendirdiler.

O yüzden demem odur ki, Adı Zehra‘nın, sadece Zehra karakteri yüzünden işi zorken, üstüne yukarıda yazdığım diğer sorunlarda eklenince, ben ancak “eyvah eyvah” diyebiliyorum.

Ve Ratingler…

Adı Zehra; Total’de 4,33 rating ile 8. sırada, AB’de 3,83 rating ile 8. sırada yer aldı.

Uzun uzun zaten yukarıda yazdım, bence işi çok zor…

 

 

One Response to " “Adı Zehra” Ritmi Yüksek Ama İnandırıcılığı Zayıf Bir Dizi Olmuş… "

  1. batur dedi ki:

    güzel şeyler yakalıyorsunuz ama biraz da dizilerin olumlu gördüğünüz taraflarını yazsanız daha çok uğrayacağım sayfanıza:) yani sadece ilk bölümlerin yorumunu yazıyorsunuz genel olarak haklı da çıkıyorsunuz ama isterim ki izlediğiniz dizilerin haftalık ya da aylık yorumunu yapmanız:) sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir