Amatör Bir Tiyatro Tadında Film, Deli Dumrul! | bibaksana

Amatör Bir Tiyatro Tadında Film, Deli Dumrul!

Sinema

Written by:

Views: 151

Her sinemaya gidişimde güzel bir şeyler izleyip, keyifli zaman geçirip, buraya da”harika” ya da “bazı aksayan yerler var ama toplamda iyi bir film olmuş, bence gidin” diye yazmak istiyorum ama olmuyor, olmuyor, olmuyor.

Sakın yanlış anlaşılmasın, o koltuğa yüksek sanat izlemek için oturmuyorum.

Ama…

Film süresince hiç değilse bir hayal dünyasının içine çekilmek, hikayenin içinde kaybolmak ve komediyse eğlenmeyi, dramsa üzülmeyi bekliyorum.

Lakin ne mümkün…

Şaşkınım…

Şaşkınım çünkü söz konusu Burak Aksak.

“Leyla ile Mecnun” ve “Bana Masal Anlatma“, sevdiğim işlerdi.

Fakat önce “Bende Özledim” sonra “Kara Bela” ve “Salur Kazan: Zoraki Kahraman” peş peşe geldi.

Ve her biri bana göre bir çeşit çöküş filmleriydi.

Nedense inatla; her düşüşün bir çıkışı vardır, yapılan hatalardan dersler çıkarıp yükselişe geçilir herhalde diyerek bir beklenti içerisine giriyor ve yine gidiyorum sinemaya.

İşte tam da bu nedenden Burak Aksak‘ın son filmi Deli Dumrul‘a da gittim.

Keşke gitmeseydim…

En kısa yoldan anlatmak gerekirse, seyrettiğim salonda benimle birlikte inat edip filmi sonuna kadar izleyen bir kişi bile olmadı.

Gerçekten büyük hayal kırıklığı..

şahin ırmak

Filmin sonunda Dede Korkut karakterinin  “ağırıma gidiyor ama çoluk çocuğa anlatın beni, tanısınlar, ak sakalımla ak saçlarımla böyle bir köşede unutulmak istemiyorum” repliğiyle, niyetini ortaya koymaya çalışan Burak Aksak, açıkçası niyette iyi eylemde kötü bir performans sergilemiş.

Niye bu kadar özensiz, eksik gedip bir film çıkmış ortaya anlamak mümkün değil.

Ya mesleki yeterlilik bu kadar ya da “iyi ve az sayıda” film yapmak yerine “çok sayıda kötü” film yapmak, daha iyi bir fikirmiş gibi görünüyor oralardan.

Siz bir masal anlatmaya yelteniyorsunuz ama masal dünyası kurmaktan çok uzak bir performans sergiliyorsunuz.

Keşke Deli Dumrul hikayelerine hiç bulaşmasaydınız da, sadece kitaplarda ve tiyatro oyunlarında olduğu gibi kalsalardı.

Oyunculuklar, mekanlar, diyaloglar hepsi çala kalem.

Filmde kullanılan günümüzden mevzular niye var, anlayan beri gelsin.

Post modern bir üslup yakalanmak istenirken, ortaya neden konulduğu anlaşılmayan, alt metni oluşturulmamış, dolayısıyla güldürmekten uzak bir film çıkmış ortaya.

Yani dönem filminde “ay hadi buraya da post makinesi ve kredi kartı koyalım” deyince şaka çıkmıyor.

Şu absürt kafasını bir türlü anlayamadı bizimkiler.

Absürt komedinin de kendi içinde mantıklı bir nedeni vardır, nokta.

Ve koyduğunuz şakalar ve gariplikler de bir şeylere hizmet etmek zorundadır.

Atıyorum, obada bir tane de mucit vardır, Deli Dumrul’un kankasıdır, onun sayesinde bu unsurlar girer, ona bile tamam diyeceğim ama öyle bir durumda yok.

Türklerin İslamiyeti kabulünden önce Orta Asya’da geçen bir hikayede; cep telefonu ve selfie çubuğu ile fotoğraf çektirmenin, oksiyen maskesinin, pos makinesinin, ihtiyarlık kartının ne işi var?

Varsa mantığı ne?

Bir şeye hizmet ediyor mu?

Hayır.

Hani tarihten bugüne bir sosyal mesaj kaygısı var diyelim, zaten hikaye başlı başına bir mesaj veriyor.

Ayrıca filmin geneline böyle bir üslup yayarsınız anlarım ama gereksiz gereksiz çıkan ve aslında bir yere varmayan bu unsurlarla, Deli Dumrul filmi “zaman ziyanından” öteye gidememiş.

şahin ırmak

Hani Deli Dumrul karakterinin “benim olayım face to face” gibi diyaloglarına ya da “bak babamızın bir ayağı çukurda”  diyalogu ile resmi Zafer Algöz’e kesip, bir ayağının gerçekten çukurda olduğunu göstererek şaka çıkacağını düşünmek de neyin kafası?

Bütün oba kılıçtan geçiriliyor, kılıçların birinde bile kan olmuyor.

Babası öldürülürken, Gülhan Tekin‘in canlandırdığı kızının, yerden parmak ucu küçüklüğünde taş alıp, saldırgana olduğu yerden atmasına ne demeli?

Filmde iki adet oba var ve “ben sanat grubu israfıyım, yazık bana harcanan paraya” diye bas bas bağırıyor.

Bunu söylediğim için gerçekten üzülüyorum ama “Güldüy Güldüy Show“u izleyin, daha çok eğlenirsiniz.

Bu nasıl bir kariyer zayiatıdır?

İnsan kendine bunu niye yapar?

eda ece

Deli Dumrul‘u okumadıysanız okuyun derim.

Bir çeşit anti kahramandır aslında.

Aptalca bir kibri simgeler.

Kuru çayır üzerine köprü kurup, “bana deli diyenlere deli adımı sürdürmek isterim” zira “bu ülkede delilerin ayrıcalığı var”  diyen bir zekayı, bu şekilde perdeye taşımak, bence biraz kendini bilmezlik.

Yaptığı köprü başında bileğinin gücüne güvenerek, kendi yurdundan gelen geçenden otuz akça, geçmeyenden döve döve kırk akça haraç alırken, kendisinden başka yiğit bir kimsenin olmadığını sanan Deli Dumrul ‘un karşısına, onun hakkından gelebilecek olan Azrail’in çıkarılmasıyla meydana gelmiş bir destandan bahsediyoruz.

Yapmayın etmeyin…

Ayıp…

cengiz bozkurt

Filmde her şey yapay…

Cengiz Bozkurt dışında, kimsede doğru düzgün bir performans izlemek mümkün değil.

Şahin Irmak ve son dönemde neredeyse tüm BKM filmlerinde ana karakter rollerde izlediğimiz ve izleyeceğimiz Eda Ece, filmi götürebilecek performans sergilemekten çok uzak.

Hani film çekmek için film çekilir mi, çekiliyormuş demek.

Yaklaşık 93 dakika olan film boyunca, bir tane bile sinemasal yaklaşıma denk gelmedim.

Sonuç olarak Deli Dumrul bir sinema filmi değil.

Ve açıkçası çok uzun zamandır BKM‘den doğru düzgün bir film çıkmıyor.

Hep çıtır çerez, neredeyse tüm esprilerin fragmanda toplandığı, sinema denemeyecek, içi boş işler izliyorum.

Umarım Gülse Birsel‘in hem yazıp hem de oynadığı, Ozan Açıktan‘ın çektiği, “Aile Arasında” filmi, yapım şirketi için aranan kan olur.

Zira böyle devam ederse BKM denildi mi, filmlerine gitmeden önce iki kere düşünmek gerekecek.

Deli Dumrul Fragman

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.