Bir Litre Gözyaşı Dizisinin Problemi; Kreşendo ve Dekreşendo Yoksunluğu! | bibaksana My title

Bir Litre Gözyaşı Dizisinin Problemi; Kreşendo ve Dekreşendo Yoksunluğu!

AnasayfaDiziler

Written by:

Views: 113

Başlığı ayrıntılı bir şekilde yazının ilerleyen bölümlerinde açıklayacağım ama önce mevzuya Bir Litre Gözyaşı 1. bölüm reytingleri ile başlamak istiyorum.

Bir Litre Gözyaşı; Total’de 2.89 reyting ile 10. sırada, AB’de 2,91 reyting ile 7. sırada yer aldı.

Ağlama Anne; Total’de 3.72 reyting ile 7. sırada, AB’de 2.22 reyting ile 11. sırada yer aldı.

Yani durum fena, hatta fena ötesi…

Hani bu güne kadar hep 5 reyting altı işler kurtarmıyor diyordum ya, aslında şu an durum daha da kötü…

Televizyon sektöründe Eylül’de işlerin toparlanması üzerine bir umut vardı ama görüldü ki toparlanan bir şey yok.

Hatta daha da kötüye gidiyor.

Zira reklam gelirleri düşmenin de ötesinde, adeta çakıldı.

Ve 5 reyting alan bir dizinin bile, eğer her kuşağa reklam alabilirse, reklam geliri 500.000 TL’ye tekabül eder hale geldi.

Dolayısıyla da eğer dizi yurt dışına satılmamışsa ya da satılamıyorsa; her bölüm kanal içeri giriyor, zarar ediyor.

Yani…

Yukarıdaki karneye ve rakamlara bakınca, dün akşam başlayan Bir Litre Gözyaşı ile Ağlama Anne dizisinin durumunun vahametini siz düşünün.

Gelelim Bir Litre Gözyaşı dizisinin şahane olan taraflarına…

Göz kırpan ifadesi

Miray Daner… 

Arkadaş sen nasıl bir oyuncusun?

Kendinden ışıklı gibi…

Bulunduğu her sahnede, yüzümde bir gülümseme belirdi, net bilgi.

Nasıl güzel, nasıl gerçek ve nasıl içten…

alkış sembolü

Bir Litre Gözyaşı dizisinde “Cihan” isimli bir karakter var ve korkunç bir hastalığa yakalanacak.

Onun o hastalıkla beraber yaşayacaklarından etkilenmemiz için, bu hastalık hayatının göbeğine oturmadan  önce “nereden nereye” diyecek bir eşik belirlemek gerek.

Bunu ne kadar yükseğe koyarsanız, seyirci o kadar sert çakılır, o kadar çok etkilenir.

Miray Daner; o mutluluğu, o yaşa dair heyecanı, masumluğu dün akşam yayınlanan bölümde o kadar güzel yaşattı ki, gerçekte söyleyecek laf bulamıyorum.

Bunu yaparken de asla abartılarda dolaşmadı.

İzlerken ya kendi üniversite dönemimize, ya yeğenimiz ya da komşumuzun çocuğunun o dönemlerdeki çabası heyecanı geldi gözlerin önüne…

Yani aslında Bir Litre Gözyaşı dizisinde, seyircinin yere çakılması için tüm koşullar, Miray Daner tarafından sağlandı…

Artı bir sembolü

Bu arada genel olarak üniversite ve arkadaş sahnelerini beğendim.

Sadece Mehmet Aykaç ‘ın canlandırdığı Ali karakteri, onca zaman Cihan’a ilgi duymayıp, herhangi bir yakınlık göstermeyip , hatta neredeyse ağabey gibi yaklaşıp, bir anda partide süslenmiş halini görünce kızın üzerine atlaması bence çok gereksizdi.

O bölüm, o değişim, çok daha tatlı işlenebilirdi…

Ama fazlasıyla klişelere kaçmayı tercih etmişler.

Ali’nin etrafını saran saçma sapan kızlar, ona yanık, fazla havalı ve kötücül kıskanç kız….

Ne gerek vardı dedirtti…

Hadi gelin şimdi de madde madde Bir Litre Gözyaşı dizisinde ne eksik sorusunun cevabını arayalım…

Aşağı işaret sembolü

Sanem Çelik, bence yanlış oyuncu seçimi, net bilgi.

Bir Litre Gözyaşı’nda anne duygusu çok önemli…

Hatta kilit nokta da denilebilir.

Zira dizinin hedefi; seyirciye Cihan’ın annesinin gözünden hikayeyi anlatmak ve o duygu ile izletmek.

Ancak Sanem Çelik,  Aliye döneminde de bana çok donuk gelirdi, burada da aynı rolleri kesmiş ve yine donuk bir oyunculuk sergilemiş.

Oturup yere ağıt yaksın demiyorum ama bana “çaresiz anne olmak” duygusunu geçirmedi.

Hani hayatta kimse için yapmazsın ama çocuğun için kalbini çıkar ver deseler, hiç düşünmeden verirsin ya, hayatını versen çözüm olamayacağın bir çaresizlikten bahsediliyor orada…

Bu duygu nasıl çıkarılır sorusunun cevabı için bakınız Vatanım Sensin, Bergüzar Korel oyunculuğu diyorum.

Aşağı işaret sembolü

Tolga Tekin benim beğendiğim bir oyuncudur.

Ancak her oyuncunun, ne kadar yetenekli olursa olsun bir yönetmene ihtiyacı vardır.

Yani ondaki o duyguları, iyi sağabilecek bir şef mutlaka olmalı…

Bir Litre Gözyaşı’nın yönetmeni Serhan Şahin nedense oyunculuklara hiç eğilmemiş…

Bu noktada Miray Daner’in performansını tamamen kendinden ışıklı yeteneğine bağlamamın yanı sıra ,

Canlandırdığı karakter ilk bölümde başına geleceklerden habersiz olduğu için, çok da aşırı duygu geçişi yaşayacak sahneleri yoktu.

Dolayısıyla dibe çöküşlerde bu yönetmenle Miray Daner’in performansı ne olur, ne izleriz, onu da açıkçası hiç bilmiyorum.

Bu arada yine de Tolga Tekin mi Sanem Çelik mi derseniz, bana Tolga Tekin’in baba performansı daha çok geçti.

Aşağı işaret sembolü

Sonra kardeşlerden Elif’in kıskançlığını, bu kadar basit bir dille daha ilk bölümde göstermeye ne gerek vardı.

İki kardeş arasındaki kıskançlık, dünyada milyon kez işlendi ve yan hikaye olarak neredeyse yapılmamış versiyonu kalmadı.

Bunu naif bir şekilde kuramıyorsanız, açın o projelerden esinlenin….

Zira kardeşini kıskanmakla, kötücül olmak arasından, kocaman kalın bir çizgi geçer.

Ve nedense bizimkiler hep kötücül tarafta kalmayı seçiyorlar.

Halbuki kardeş kıskançlığının çok naif bir tarafı vardır.

Kızdırır  ama aynı zamanda gülümsetir de…

Olmuyorsa, beceremiyorsanız yazmayın çünkü eklektik kalıyor.

Aşağı işaret sembolü

Mesela neden daha birinci bölümde Nur Sürer’in yani Figen’n annesinin hikayesi devreye girdi, onu da anlamadım.

Figen ile annesinin geçmişten gelen derdi, Cihan’ın hikayesine yarıyor mu?

Hayır.

O zaman birinci bölümde işi yok.

Cihan’ın hastalığı ortaya çıkar, anneannenin gücüne ya da çıkaracağı soruna ihtiyaç doğar, o zaman girer.

Herhalde milyon kez falan yazdım.

Ama yok…

Ve aşk…

Hikayenin dram dışında tutulacak kısmı olan aşkı, keşke bu kadar tesadüfe bağlamasaydınız.

Cihan üniversite sınavına giderken yol tıkanıyor, babasının kullandığı arabadan inip koşarak parka giriyor, Mahir ile denk geliyor, tesadüf 1.

Cihan üniversite sınavına Mahir ile aynı okulda giriyor, tesadüf 2.

Cihan Mahir ile aynı üniversiteyi kazanıyor, tesadüf 3.

Cihan Mahir ile aynı gün kayıt yaptırıp, öğrenci işlerine aynı saatte sıraya giriyor, tesadüf 4.

Cihan hastaneye gittiğinde, Mahir ile karşılaşıyor, yine aynı saati tutturuyor, tesadüf 5.

Ne deyim ki ben şimdi…

Yüzü kızaran ifadesi

Bu arada bu da yetmiyor, Mahir üniversite sınavından sonra her karşılaşmasında “başıma ne geldiyse, senin yüzünden geldi” diye aynı cümleyi, papağan gibi tekrar edip durdu.

Bu arada; anne babanın da, Cihan’ın hastalığını öğrenmelerinden sonra ki diyalogları,

Doktorlara yazılan replikler,

Feci ötesiydi…

Bana göre diyalogları kim yazıyorsa, anında göndermek lazım.

Gelelim kreşendo ve dekreşendo yoksunluğuna…

Dizide baştan sona bir duygu problemi var, net bilgi.

Bu hem reji, hem de senaryo anlamında bas bas bağırıyor, kör göze parmak misali…

Bölüm boyunca, bazen kurgudan, bazen diyaloglardan, bazen de sahneden kaynaklı aynı sorun devamlı yaşandı durdu.

Mesela…

Aşağı işaret sembolü

Anne, kızının hasta olduğunu öğreniyor ve başka bir doktordan daha görüş almak istiyor.

Çalıştığı iş yerinde bir hastaneyi arıyor.

Biz annede kalıyoruz…

O sahnenin duygusunu; Figen’in bize anlattığı duygu ile hissetmemiz gerekiyor.

Yani biz ekran karşısında Figen ne hissediyorsa, onu hissetmeliyiz.

Telefon açılıyor, başka bir telefona aktarılıyor, sonra başka bir telefona daha…

Figen telefon başında bekliyor.

Sonra karşı taraf bir  şey diyor ve Figen aniden bağırıyor “ne demek iki ay sonrasına” diye.

Ve cümlesini bitiremeden telefon kapanıyor.

Sıfır kreşendo…

Peki kreşendo ne demek?

Müziğin sesinin kademeli bir şekilde yükselmesi anlamına gelir.

Tam tersine de dekreşendo denir.

Yaniiiiii….

Sakinken, bağırabilmek için aradaki “DUYGU GEÇİŞİNİ” görmek, seyirciye de göstermek gerekir.

En alt duyguyu yani telefonu açtığı düz halini gördük.

Bu noktada randevu alacağına emin…

Sonra da çat diye zirveyi gördük.

Kadına bağırdı.

Ara duygu yok.

Oysa…

Karşısındaki kadını ikna etmeye çalışsa,

Kendine hakim olmaya çabalasa,

Zira onun derdi kızını ne yapıp edip o doktora götürmek.

Yalvaracak hale gelse…

Aşama aşama yükselse…

Ve…

Artık karşı taraftan istediğini alamayacağını anladığında, her şey siyaha döndüğünde bas bas bağırsa…

İşte o zaman bağırma duygusu bize geçer.

Ve inanın bana, bütün bu duygu geçişini anlatmak için dakikalara ihtiyacınız yok.

Sarılma Emoji

Demem o ki; Bir Litre Gözyaşı dizisinde, Cihan’ın hastalığının ortaya çıkışıyla, bütün dizi bu kreşendo ve dekreşendo yoksunluğuna girdi.

Hep sorun yaşanmadan önceki düz duyguyu yani başlama noktasını gördük.

Sorun oldu.

Yükselişi görmedik.

Ama hep zirveyi gördük.

Mesela anne pastanede, baba da yemek masasında olmak üzere, iki kez çocuklarına bağırdılar.

Yine başlama anı, bağırma anı vardı ama yükselme anı yoktu.

Bu nedenle de hep duygular kesik kesik gitti.

Acı ve çaresizlik geçmedi.

Seyirci zaten bir dram izleyeceğini biliyor.

Cihan’ın öleceğini de biliyor.

Bu diziyi izletmenin tek yolu, duyguları doğru şekilde tüm aşamalarıyla göstermek…

Mesela emar sonuçları çıktıktan sonra anne kız doktora gittiler.

Cihan doktorun sorularından şüphelendi.

Sorular sormaya başladı.

Şimdi yükselecek herhalde diye bekledim…

Hop bu seferde anne girdi devreye, “acaba sen laboratuvara mı gitsen” dedi.

Bu noktada Cihan’ın yavaş yavaş yükselip, sorularının cevabını almak için hamle yapması gerekiyordu.

Ama sahneyi orada kestiler.

Cihan koyun gibi laf dinledi ve dışarı çıktı.

Sonra da laboratuvara gitmek yerine tanımadığı bir çocukla bahçede top oynamaya karar verdi.

Ne tesadüf ki çocuğun babası da aynı hastalıktan mustaripti…

Yani Cihan’ın o sahnede ne kreşendosunu ne de dekreşendosunu da göremedik.

Şüphelendi, soru sordu, cevabı almadan koridora çıktı.

Oysa yükseltsene duyguyu, anneyi kızının soruları ile köşeye sıkıştırsana, öğrenecek mi acaba sorusu ile merak ettirsene…

Hey gidi hey…

Sonuç olarak…

Anne ve babanın acısı, ekran karşısındaki seyirciye geçmedi.

Net söylüyorum, yönetmen bu diziyi sağamamış.

Senaristler de tamamen duygu ile yürüyen bir projenin, duygusuna yatırım yapamamış.

Ve ortaya hastalığa acayip soğuk kanlı tepki veren bir aile çıkmış.

Yani…

Birilerinin oturup bu kreşendo ve dekreşendo yoksunluğunu çözmesi şart…

Bu arada Kanal D ‘nin de; giren tüm dizilerinin nasıl çuvalladığına dönüp şöyle bir bakması ve “ben seyircimi nereye kaybettim” diye çuvaldızı kendine batırması gerekiyor.

Zira Bir Litre Gözyaşı, bu reytingi alacak kadar da berbat bir dizi değil, net bilgi.

Hiç değilse seyircinin nasıl dizi diye merak edip bakması gerekiyordu.

Bakmıyorsa kanal dönüp kendine de bakmalı…

 

 

 

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

İlginizi Çekebilir

Kış Sezonunun Gözde Dizilerinin Final Tarihleri Aç... Yaz sezonuna geri sayıma geçtiğimiz şu günlerde, her geçen gün yeni dizi ve programlar görücüye çıkarken, diğer yandan da teker teker kış sezonunun gö...
Kalp Atışı 2. Bölüm, 1. Bölümden Daha İyi Ama Hala... Kalp Atışı 2. bölüm yayınlandığına, bende notlar ala ala izlediğime göre ve en çok da fikr-i takip gereği, gözüme takılanları paylaşmak şart oldu. 🙂 ...
Kalp Atışı Farklı Bir Proje Ama… Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Kalp Atışı, Kore yapımı Doctors dizisinden uyarlama bir proje değil. Her ne kadar yapım şirketi öyle olduğunu iddi...
Kanal D’nin yeni dizisi “İsimsizler... Yaz sezonuna ve dolayısıyla da  romantik komedilere göz kırptığımız şu günlerde, kış sezonunu ucundan yakalayan yeni gözdeler bir bir duyurulmaya başl...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.