Çukur = God Father | bibaksana

Çukur = God Father

Diziler

Written by:

Views: 293

İster uyarlama deyin, ister esinlenme deyin, ister arak deyin, orası size kalmış ama benim açımdan Çukur, üzerinde çok da çalışılmamış God Father‘dan alınma bir iş.

Hadi gelin önce  elimizde neler var bir ona bakalım;

Eski bir İstanbul mahallesi…

Mahalleyi kontrol altında tutan, lafı sözü geçen yaşlı bir kabadayı…

Ve bu kabadayının yetişkin oğulları…

Yani…

Yapılmışı al, olanı sündür, gidişatı çekiştir, Corleone ailesini Koçovalı yap, hop oldu size en şahanesinden Türk dizisi.

Oh ne güzel, ne kadar kolay.

Öyle basit bir alıntıdan da bahsetmiyorum…

Hastanede yatan baba İdris için bakınız God Father’ın Vito Corleone’sine.

Öldürülen Kahraman, Godfather’ın Santino’su.

Eğlence sektöründeki beceriksiz ve korkak Selim, God Father’ın Fredo’su.

Aile işlerine bulaşmak istemediği için uzakta yaşayan Yamaç, God Father’ın Michael’i.

Yamaç’ın geride bıraktığı aşkı Sena, God Father’ın Kay’i.

Anne Sultan, Godfather 3’de aile işlerine el atan Connie’si.

Ne diyeyim ki ben şimdi?

Hani yabancı filmlerden ve dizilerden esinlenmeyi aşan alıntılar yapılmasına alıştık da, bu başka bir durum.

Ve açıkçası bu aralar en merak ettiğim şeyse; söz konusu işlerin sahibi yabancı yapım şirketlerinin,  beş kuruş para ödemeden Türkiye’de eserlerinin hunharca kullanıldığını ne zaman fark edip saldırıya geçecekleri…

İşte o zaman görün siz neler neler olacağını, bazı firmaların nasıl batacağını…

Zira her ne kadar Türkiye’de dava süreçleri uzun ve sıkıntılı olsa da, eser hırsızlığında cezalar ve rakamlar üç ile çarpılarak belirleniyor.

Yani gerisini siz düşünün.

Gelelim Çukur 1. bölüm notlarıma…

God Father’dan alıp bu kadar merak ögelerinden uzak bir dizi ortaya çıkarmak, açıkçası büyük bir başarı.

Öyle ki;  resimden ibaret çok sayıdaki karakterlerin içinde, pazarda başlayan ve tüm güne yayılan “İdris’in bir günü” konseptli anlatım, bana pek de izlenesi gelmedi.

Ve 1. bölümün son çeyreğine kadar da fena sıkıldım.

Hele hele parasıyla, mahallesiyle, yaptığı pis işlerle, sahip olduğu güçten bahsedilen bir adamın, Vartolu’ya abuk subuk bir halde yenik düşmesi, benim açımdan büyük  hayal kırıklığı oldu.

Köprü başında kafa kafaya gelen iki keçi misali, kanı kaynayan üç dört genç arabayla artistik yaptı diye, mahallede gazoz eşliğinde ders vererek gücünü anlatan adam, karşına gelen ilk dişli rakipte tarumar oluverdi.

Yani lafta takdir teşekkür, eylemde “otur sıfır”ı izledik.

Gelinen noktada, o çatıdan koşan, “garip ve hatta saçma dövmeli” gariban çocuklar da, pek bir etkisiz elemanmış, olmasalar da olurmuş dedirtti.

Sonra Koçovalı evinin içindeki o kalabalıktan da, mahallenin kalabalığından da bir şey anlamadım.

Oysa her biri; bir bakışla, bir cümleyle veya bir eylemle anlatılabilecekken.

Ama bizde karakter anlatmak deyince en az bir sayfa senaryoya ihtiyaç duyulduğundan, gelecekte ihtiyaç duyulacak karakterlere, Çukur‘un 1. bölümünde ürün yerleştirme muamelesi yapıldı.

Ve seyirciye “bak bu oyuncu da var ama süre yetmediğinden önümüzdeki bölümlerde anlatacağım” tadında resimsel bilgi verildi.

Ama izlerken ister istemez gözler hep bu isimlere takıldı, dikkatler dağıldı ve sevilen oyuncular nerede işlevselleşecekler sorusu, alt metinde kafaları hep kurcaladı durdu.

Mesela o Koçovalı ailesinin kalabalık evinde kim kimdir, neyin nesidir  bir türlü anlamadım.

Tamam, gelecek bölümlerde anlatacaklarını anladık da, o zaman figüran kıvamında 1. bölümde gösterilmelerinin ne gereği vardı diye sormadan edemiyor insan.

Ve aşk…

Yamaç ile Sena neden birbirlerine hemen aşık oldular onu da anlamadım.

Gece hayatında sahneden kız tavlayan, kuliste sevişen adam, Sena’da ne buldu bir bilen varsa anlatsın.

Baktım baktım Sena’yı farklı kılan bir tane olsun özellik de bulamadım.

Hatta bana göre kendisi pek bir iticiydi.

Sonra nedensiz bir şekilde koydular bu ikiliyi bir eve, oyun oynattılar, film izlettiler, yemek yedirdiler, alta da döşediler müziği, bir baktık ki sözde aşık olmuşlar.

Demem o ki; Aras Bulut İynemli‘nin rock grubu üyesi olması falan hoş olmuş da,  aşkın diğer tarafı Sena aşırı boş olmuş,net bilgi.

Kimliksiz kalmış.

Daha ekran başında biz kadın karakteri sevmemişken, neden isteyelim ki onların birlikte olmasını?

Hani o anda Sena öldürülse ve diziden ayrılsa umurumuzda olmayacak bir karakterin, aşk yolculuğundan, evlenmesinden, terk edilmesinden bize ne?

Bu bakış açısı sayesinde Sena bölüm boyunca, Yamaç için yazılmış bir araç kıvamında kaldı.

Hatta o kadar araç ki,  Sena’nın hayatındaki tutarsızlıklar; yazan, çeken ve yapanların umurunda olmamış, önemsenmemiş.

Mesela kızımız altı aydır kirasını ödeyemiyor ama pasaportu hazır.

Hadi pasaportu vardı diyelim, vizesi de mi hazırdı?

Anladık masal anlatıyorsunuz da, şimdiki çocuklar bile bu masalları yemiyor haberiniz olsun.

Ve Bülent Ersoy

Ne alaka, niye vardı onu da anlamadım.

Bir şeye hizmet etti mi?

Bence hayır.

Gereksiz yere birinci bölüm gibi her anı kıymetli olan arazide, Bülent Ersoy’a onca zaman şarkı söyletmek ve zaman kaybetmek enteresan bir seçim olmuş.

Kimin fikriydi ve etrafa nasıl kabul ettirdi gerçekten fena halde merak ediyorum.

Benim için zaping nedeniydi net bilgi…

Lakin ilk bölüm olması ve elbet bir yere bağlarlar diyerek, olduğum yerde içim kıyıla kıyıla izledim.

Bir yere de bağlamadıkları için de çektiğim eziyetle kaldım.


Sonuç olarak Çukur‘un 1. bölümü, benim için çok da izlenesi bir bölüm değildi.

Seyirciye; “kendini bana bırak” diyen, soluksuz izle kıvamında bir iş olmaktan çok, “bak biz sana ikinci bölümde neler neler anlatacağız” kafasında yazılmış, içerisinde”vaatler” barındıran bir bölümden ileri gidemedi.

Bana göre birinci bölümün son çeyreğinden başlasaydı ve tahmin ettiğim ikinci bölümle birleştirilip birinci bölüm olarak ekrana gelseydi, daha tatlı, daha izlenesi bir iş olurdu.

Hiç değilse Koçovalı ailesinin tatsız belgeselini izlememiş olurduk.

Bu nedenle de benim için Çukur‘un birinci bölümü haftaya yayınlanacak ikinci bölüm olacak.

Ve reytingler…

Çukur Total’de 4.91 reyting ile 5. sırada, AB’de ise 6.04 reyting ile 2. sırada yer aldı.

Yani karne Total için fena değil, AB açısından da iyi geldi.

Zaten Çukur’un Söz‘ü geçmesini kimse beklemiyordu ama eğer hikayesi beklediğim gibi gelişirse, Total’de önümüzdeki haftalarda Kırgın Çiçekler‘in üzerine çıkacaktır, net bilgi.

 

 

 

5 Responses to " Çukur = God Father "

  1. Sana ne dedi ki:

    Birde Turk mafyasi var. Kurt idris, kendi kurdugu mahallesi, Bulent Ersoy u korumasi ….

  2. zonguldaklı dedi ki:

    the god father izlemiş biri olarak size ne alaka diyorum. tamam emek sarfedip yazmışsınız eyvallah da ben sizin gibi düşünmüyorum. ayrıca türk sinema ve dizi sektörünün son zamanlarda ne kadar başarılı eserler koyduğu gayet açık ortadayken bu kadar katkısız eleştirileri de hoş karşılamadım. dip not: ARAS BULUT İYİNEMLİ muhteşem bi oyunculuk sergiliyor başarılarının devamını diliyorum…

  3. Oguz dedi ki:

    İdris karakteri kurt iddiası anlatır Bülent Ersoy kurt idrisi bir polis baskınında silahinizı saklayabilirim diyerek yardımcı olmak istemiştir vs uzun hikaye yani burada bulent Ersoy sahnesi ile bakın biz Kürt idrisi anlatıyoruz izlenimi verilmiştir anlamayanlar türk yeraltı dunyasini tanımıyor mafya filmine yorum yapıyor izleme kardeşim dizi çok iyi bence basarili kadro iyi keyif aldik

  4. Deniz dedi ki:

    Varto’yla ne alaka? Varto’nun ismi neden kullaniliyor? Kirletiliyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.