"Gülizar" Tam Bir Hayal Kırıklığı Oldu! | bibaksana

“Gülizar” Tam Bir Hayal Kırıklığı Oldu!

Diziler

Written by:

Views: 155

Günlerdir Gülizar ile ilgili yapılan röportajları, köşe yazılarını okuyorum, gülmelere doyamıyorum.

Herkes söz konusu Çağan Irmak olunca, bir yağlama ballama moduna geçmiş ki, methiyeler düze düze son nefeslerini verecekler.

Peki ne diyor bu şakşakcılar?

Gülizar’ı yazandan yapanına, yönetmeninden oynayanına herkes şahane iş çıkarmış.

Peki sorun kimde?

Dizilerin süresinde(!)

Peh peh peh…

Yazarken bile gülüyorum.

Suyundan mıdır, yemeğinden midir bilmiyorum ama bu insanlar ne kullanıyorlarsa, artık ben de kullanmak istiyorum, net bilgi.

Zira hayat gerçekten sadece onlara güzel.

Küçük bir grup oluştur, adını da sektör koy, sonra da el birliği ile bir illüzyon yarat ve sen söyle, onlar inansın, onlar söylesin, sen inan.

Ohhhhh mis…

Yahu çıldırdınız mı?

GÜLİZAR KÖTÜ BİR İŞ..!

Böyle bir iş yapıp, sorunu bölüm sürelerinin uzunluğuna bağlamak da neyin kafası?

Onuncu bölümde çuvallamıyorsunuz ki?

Dakika bir, gol bir…

İlk bölümden bahsediyoruz heyyyy!

Ne süresi, ne hikayesi?

En bol zamanınızın olduğu, öncesinde haftalarca çalıştığınız ilk bölümü bile; ne yönetmenlik, ne hikaye, ne de oyunculuk açısından çıkaramamışsınız ki!

Sonra da yabancı işlere bakıp, aslında biz de yapabiliriz, sorun sürelerde demek, nasıl bir düşünce yapısının ürünüdür arkadaş?

O da yetmiyor, peşine bazı şakşakcılar çıkıp, Çağan Irmak‘ın ağzından “ilk bölüm için ilk yarım saat iyiydi, sonra dizilerin uzun süreleri nedeniyle sarktı ama genel olarak şahaneydi” minvalinde yazılar yazıyor.

Yahu adamlar ilk kırkbeş dakikayı bile görememiş, ne iyisi?

Çıldırdınız mı?

Şaka mısınız siz?

Tekrarlıyorum!!! Gülizar kötü ve klişelerle dolu bir iş.

Çekim kalitesiyse; şu an yayınlanan bizim pembe dizilerin içerisinde ancak ortalarda seyredebilir ki, o da ite kaka.

Bildiğimiz oyuncular bile, çok kötü performanslar sergilemiş.

Üzgünüm ama bir Farah Zeynep Abdullah var göz dolduran, bir de çiftlikteki köpek.

Farah’ın da sahnelerinin bazıları öyle kötü yazılmış ki, karakterin duygu geçişleri esnasında zaman zaman “herhalde deli” dedirtti.

Ebru Cündübeyoğlu evet sırıtmamış ama her işte aynı şeyi oynuyor.

Hele ses tonunda yaptığı o çocuksu şımarık vurguyu kullanmadığı dizi yok.

Bu halini izlemekten sıkıldım.

Olmasaymış daha iyiymiş.

Ana erkek cast Berk Cankat kesinlikle ama kesinlikle yanlış.

Kaçıncı başrol denemesi, hala öğrenemediler.

Ollllll-maz…

Ollll-du-ra-maz-sı-nız!!!!

Hele o pavyon sahneleri yok mu?

Araştırmaya üşeniyorsunuz, hayal gücünüz de yok, bari azıcık Erden Kıral‘ın filmelerini izleseydiniz.

Özellikle pavyonun sahibi Şerif karakteri; absürt komedi bir projenin içinden kaçıp da Gülizar‘a sızmış gibi eklektikti.

Bu karikatür mimikler, haller yetmemiş gibi üzerine “Esma’yla ağabeyimin kaçışının onuncu yıl dönümü, sığamıyorum hiçbir yere gibi” bilgi cümleleri ile dolu diyaloglar yazılmış da yazılmış, iyice sevimsiz hale getirilmiş.

Bu bilgiyi verecekseniz de, bunun bin tane yolu var.

İlla kör göze parmak yapmanıza gerek yok.

Hoş, diğer karakterlerin de diyalogları feciydi.

Mine, Candan, Tuğrul karakterlerini şöyle bir dikkatli dinleyin, anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Peki ya olay dizilişi?

Gülizar babası ile tanışır.

Babası yere yığılır.

Gülizar bağırır.

Tüm aile odaya doluşur ve Gülizar evden kaçar.

Hop…

Esas oğlanın evine denk gelir.

Hop…

Evin küçük kızı Mine, babası evde ölümle pençeleşirken biner bisikletine, açar ışığını ve  esas oğlanın, yani nişanlısının yanına gelir.

“Hayırdır bacım, baban öldü ölecek, niye bıraktın da geldin oraya” diye soran yok.

Hop…

Babanın ölüm haberi gelir.

Böyle evlat düşman başına der, iyi sıhhatte olmasını dilerim.

İki kardeşin aynı adama aşık olma hikayesi, sanırım artık sadece benim miğdemi bulandırmıyordur.

Bir kere yapıldı, izledik.

İki kere yapıldı izledik.

Üç derken kantarın topuzu kaçmadı mı artık?

Yeter…

Bu arada bir de Berk Erçel‘in canlandırdığı Tuğrul karakteri var ki, sanırım kendisi evin uyuz oğlu kontenjanından hikayeye girmiş.

Girmiş ama, nedense yüzünü bir türlü net bir şekilde göremedik.

Ya masada başı aşağı doğru eğikti ya da profilden niye var ki burada dedirtir şekilde göründü durdu.

Görevi sinirlenince bir şeyleri kırıp, manasız manasız efekt yaratmaktı.

Hele o babanın ölüm döşeğinde “bir kızı daha olduğunu söylediği yatak odası sahnesi” var ki; abartısı, müsamere tadı ve mış gibi oyunculuklarıyla, anca üniversitelerde “çocuklar siz böyle yapmayın” diye ders olarak okutulabilir.

Yazık…

Baba yatakta “sen ona ağabey olacaksın, sen de kardeş” diye direktifler sallayıp durdu, kimse demedi “sen yirmi yıl babalık yapmamışsın şimdi gider ayak bize mi görev biçiyorsun” diye.

Demem o ki; baştan sona bölüm boyunca diyaloglar hep bir karaktere yüklenmiş ve karşı diyaloglar hep pasif yazılmış.

Yani tenis maçı yerine, biri bir şey söyleyebilsin diye, karşısına herhangi biri konulmuş kıvamdaydı.

Abartılı büyük cümleler ve zayıf cevaplar…

Gelelim kahya ve eşinin geçmişte ki sırrına…

Bir cümlelik bir bilgi olarak verildi.

Peki niye?

Bilen yok.

Devamı bölüm içinde geldi mi?

Hayır.

O zaman niye var?

Biz buna “bak seyirci, burada da bir çatışmam var, sakın boş sanma, bir gün açacağım nasipse ilk on üç bölümü görürsek, sen izle olur mu” bilgi cümlesi diyoruz.

Ve Gülizar…

Benim için ilk bölümden karizmayı çizdi, net bilgi.

Sorarım size, ölmekten beter edeceklerini bile bile Suzan’ı nasıl oldu da geride bırakabildi?

Peki ya başında pavyonun adamları ile hastanede tedavi olan Fettah’ı…

Öyle ya; ortada cinayet varken, Gülizar nasıl oldu da kendi derdine düşebilir ki?

Mümkün mü böyle bir şey?

“Seni öldürürler” deyince “polise sığınırım” diyen Suzan’a, “ortada cinayet var, hapse girersen de seni şişletirler” deyip, akşam pavyona gitmeye karar veren Gülizar,  niye o çok sevdiklerini dertleriyle geride bıraktı?

Hele hele kaçarken, kapıda adamlar varken.

Sorarım size, hangi Gülizar gerçek?

Suzan’a yukarıdaki cümleleri sarf eden mi, yoksa ayakları poposuna vura vura arka bahçeden kaçan Gülizar mı?

Tey tey tey…

Ha masal anlatıyoruz, yaparız olur, nasılsa yerler diyorsanız, siz de haklısınız tabi.

Bu arada sahnelerde karakterlerin duyguları hiç sağılamamış.

Bu da Çağan Irmak‘ın işi ama başaramamış.

Hele hele Gülizar’ın ilk babasının evine girdiği sahne…

Evin girişinden itibaren tek plan çekilen sahnede, her yirmi metreye bir aile üyesi konularak duydu anlatılmaya çalışılmış ki, izlerken pek güldüm.

Garip duruşlar, garip bakışlar, yine kırmalar dökmeler, Şerif Sezer‘in canlandırdığı babaannenin dokunmak isteyip dokunamaması.

Yapmacıklıkta zirveydi…

Ve kahyanın oğlu yani esas adam…

Hem gitme peşinde gibi, hem evin kızını umursamıyor gibi, hem de kızla yüz yüze gelince “aşkım hayatım” diyerek seviyor gibi.

Ne sevdiğine inandım, ne sevmediğine.

Silik, sevimsiz, flu bir karakter oluşturulmuş.

Niyet belli…

Bu çocuk Gülizar’la aşk yaşayacak ya, dolayısıyla da öbür kızla fazla temas ettirmeme çabası.

O zaman da “aşkım hayatım” dedirtmeyin.

Kız “benden son günlerde uzaklaştın” diyor, “yok olur mu hayatım, işler yoğun ondan” diyor.

Demek çocuk Gülizar’ın geleceğini hissetmiş de uzaklaşmış.

Komiksiniz, komik…

Bu arada ölen babanın ardından Gülizar mirasa ortak olur.

Bu yeni bir bilgi değil, zira zaten babası doğar doğmaz kendisini nüfusuna kayıt ettirmiş.

Yani baba ölmeden açıklamamış olsaydı, ölümden sonra miras için başka bir çocuk olduğu ortaya çıkacaktı.

Ayrıca Gülizar’ın annesi ortada yok, annesinin ailesi ortada yok, annesi onu bir kadının yanına bırakmış gitmiş de, Gülizar hiç mi baba tarafını merak etmemiş, araştırmamış?

Hadi babasını öldü biliyor, babaanne, amca falan da mı merak etmemiş.

Hey gidi hey…

Sonuç…

Evet çok haklısınız, o Netflix’de Amazon’da HBO’da falan izlediğimiz iyi dizileri yapmak için önümüzdeki tek engel; yetenek değil, dizilerin süreleri…

La Fontanten’den masallar…

Ve reytingler…

Gülizar tabi ki ilk bölümde çuvalladı…

Total’de 3.93 reyting ile 12. sırada, AB’de 3,75 reyting’de 5. sırada yer aldı.

Bu arada Cumartesi günü, çok zor da bir gün değil.

Düşünsenize Çarşamba günü yayına çıktığını…

Herhalde otuzuncu sırada falan ya olurdu ya olmazdı.

Bu boş günde karne böyle geliyorsa, Şubat 10 itibariyle Survivor devreye girdiğinde iyice nalları toplar, net bilgi.

Yazık…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir