Meryem'de Gelen Gideni Arattı! | bibaksana My title

Meryem’de Gelen Gideni Arattı!

Diziler

Written by:

Views: 638

Meryem 5. bölüm dün akşam yayınlandı.

Ve yönetmen değişikliğinden mütevellit, Mustafa Şevki Doğan‘ın yerine gelen Barış Erçetin‘in performansını izledik.

Bu yönetmen değişikliği serüvenini anlatacağım ancak önce bölümle ilgili notlarımı aktarmak istiyorum.

Başlıkta da yazdığım gibi gelen gideni aratırmış.

Mustafa Şevki Doğan‘ın Meryem‘deki performansını beğenmesem de, Barış Erçetin‘den çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.

Çünkü…

5. bölümle birlikte, dizinin üslubu ve görsel bütünlüğü komple elden gitmiş durumda.

Dün akşam bazı sahnelerde Meryem’in içine Ezel ya da İçerde kaçmış gibiydi.

Oysa her dizinin kendine ait bir dili ve üslubu vardır.

Ve aslında bir karakter belirlenir ve biz o karakterin duygusuyla izleriz diziyi.

Bu dizide de o karakter Meryem‘di.

Zira aslında bu bir kadın hikayesi…

Dolayısıyla “bakın ben yeni yönetmenim” diye reklam panosu kıvamındaki böyle garip aksiyonel, gerilimli sahneler, alt metinde “hikayeyi anlamadım” diye bas bas bağırıp durdu.

Ve Meryem’in, Oktay ile Beliz arasındaki ilişkiyi anlamlandırmaya başladığı bir diğer sahne…

Sanki korku filmi izliyoruz.

Meryem sanki birazdan eline bıçağı alıp önüne geleni doğrayacakmış gibi bir atmosfer var.

Psikopata çeyrek kala…

Diziyi izlerken ara ara kopmaların nedeni, işte tam da bu, bütünlüğün elden gitmesi.

Her hamle, sahne bazında düşünülürken, bütüne hizmet etme hesabı hiç yapılmamış.

Dediğim gibi; 5. bölüm itibariyle dizi, Meryem duygusu ile çekilmekten vazgeçildi ve daha da fenası Meryem yerine başka bir karakter de konulmadı.

Yani artık seyirci, serseri mayın gibi her sahnede nereden bakacağını şaşırır hale getirildi.

Bu arada bölümü biraz dikkatli izlerseniz, kadın oyuncuların bazı planlarının oldukça estetikten uzak çekildiğini göreceksiniz.

Mesela Bestemsu Özdemir son bölümde fena ötesi kötü görünüyordu.

Yönetmen dediğin oyuncunun kamerada güzel ve kötü çıkan yönlerini bilir, ona göre çeker.

Mesela Ayça Ayşin Turan “tam profilden” kötü çıkıyor.

Buna rağmen, bölümde iki tane gereksiz ve uzun profil sahnesi çekilmiş.

Sanki güzel kadını, çirkin göstermek için özel bir çaba harcanmış gibi.

Gelelim oyun verme kısmına…

Ben açıkçası burada da sınıfta kalındığını düşünüyorum.

Tek elle tutup koca kadını yere yapıştırmalar falan, ben mizansenim diye bas bas bağırıyordu.

Ve senaryo…

İyi yönde gideceğine kötüye gidiyor, net bilgi.

Karakterlerle oynadılar.

Evet zaten oynamaları gerekiyordu ama yanlış ayarlarla oynayınca da işler iyice karıştı ve çorbaya döndü.

Bir baba karakteri vardı, kötüler kötüsü, şimdi garip bir şekilde duygusala bağladı.

Neredeyse herkesten helallik isteyecek.

Savaş ile evin bahçesinden yaptıkları bir konuşma var ki, hadi baba Yurdal, oğlu ile diyalog kurmaya çalışıyor da, Savaş’ın hemen yumuşamasını anlamak mümkün değil.

Hani atıyorum, annesinin mezarına ziyarete gittiğinde, babasını orada görür ve kırılma yaşar, yumuşar,dinler tamam ama bu bölüme kadar aslında babasından neredeyse nefret eden ve sırf Sevinç’in katilini içeri attırmak için bazı şeyleri kabul etmek zorunda kalan Savaş, bir anda uçtu gitti.

Neredeyse sarılıp öpüşeceklerdi.

Sonra sağanak yağmurun altında, ıssız bir yerde hamile kadını arabasından atacak kadar sert ve güçlü Derin gitti, yerine ezik bir kadın geldi.

Öyle ki ressam olmasına, sanatla uğraşmasına rağmen, Savaş’ın üvey annesinin tüm avamlığına kendini teslim edip, onun kuaföründe saç baş yaptırdı.

Hemde Tülin dik dur deyince, dikleşecek kadar….

Daha önceki bölümlerde Savaş’ın acı çektiğinde nerede, hangi bankta uzaklara bakacağını bilen kadın, üvey annesinden nefret ettiğini bilmiyor mu da, şirkete onunla gidiyor?

Ve Tülin karakteri…

Bu sahne niye var, bir zahmet anlayan bana da anlatsın.

Saçma sapan, uyduruk, boş, hangi kafayla yazıldığı belirsiz bir sahne.

Bence senaristlerin kafası karışmış durumda.

İlk bölümde bir dağın tepesinden kayayı bırakmışlardı.

Olaylar ilerliyordu, sadece inanılırlık sıkıntıları vardı ve doğru müdahalelerle kolayca toparlanabilirdi.

Şimdi kayayı aldılar sırtlarına, dağa tırmanmaya çalışıyorlar.

Ve kesinlikle yanlış yoldalar…

Sonra o Oktay’ın anne ve babaanne sahneleri ne öyle?

Aliye’nin müziği yetmezmiş gibi, Aliye’nin kayınvalidesi İkbal Karahan, olduğu gibi Meryem’in içine kaçmış durumda.

Bu arada tekrar söylüyorum, “o gözler” diye başlayan şarkıda Kıraç’ın sesini titretmesi bende artık gülme etkisi yaratmaya başladı.

Hala müzik konusunda Kıraç’ta inat etmelerine şaşkınım.

Ayrıca diziyi düpedüz klip tadında izliyoruz.

Altında müzik olmayan sahne yok.

Sanki Kıraç dizi müziği yapsın diye Meryem’i çekiyorlar gibi.

Bu arada bölüm itibariyle anlamış bulunmaktayım ki, Savaş aptal…

Niye mi?

Meryem 5. bölüm otel sahnesi…

Yatakta Beliz’i görür.

Savcı, “Beliz benim sevgilim, davayı onun için aldım” der.

Ve Savaş sormaz, “Beliz için mi Meryem’e ev baktın” diye.

Ve gelelim şu yönetmen değişme mevzusuna, daha doğrusu Mustafa Şevki Doğan‘ın gidişine.

Habertürk gazetesi yazarı Mustafa Doğan geçtiğimiz hafta köşesinde bu konuyu yazdı.

Kanal D Dramalardan Sorumlu Genel Müdür Hülya Vural, yönetmenden habersiz Meryem’in kurgusuna girmiş ve müdahale etmiş.

Tabi Mustafa Şevki Doğan da bu duruma tepki göstermiş.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, yönetmenin kurgusuna normalde girilmez.

Yapımcı ya da yayımcı kanal olarak sonradan bazı revizyonlar isteyebilirsiniz ama siz kendi kafanıza kurgu masasına oturamazsınız.

Bu işin etiği…

Ama daha öncede yazmıştım, sektörde etik diye bir şey kalmadığı için beklememek de gerekiyor.

Sette yönetmen kafasında belli bir matematik kurarak çalışıyor.

Dolayısıyla da o kafasında kurduğu matematiği doğru şekilde uygulayabilmesi için montaja onun girmesi gerekir.

Doğrusu budur.

Oysa bizde, her şeyi bilen bazı yapımcılar ve kanal yöneticileri, yönetmenleri montaja sokmuyorlar.

Ve çoğunlukla da sonuç bir fiyaskoya dönüşüyor.

Sonunda da iş patlarsa, yönetmen beceremedi oluyor.

Mustafa Şevki Doğan gibi bazı yönetmenler, kurguya kimseyi sokmam deseler de, sektör bu tip yönetmenleri çarkın dışına atıp, yerlerine her dediklerini yapan isimleri getiriyor.

Öyle ki montaja girmeyen yönetmenler biliyorum.

Hoş, bu arkadaşlara yönetmen diyerek yönetmenlere haksızlık etmiş oluyoruz ya neyse.

Gelelim Mustafa Şevki Doğan‘ın yerine gelen isme, yani Barış Erçetin‘e…

Aslında burada gözleri Barış Erçetin‘den çok, dizinin ikinci yönetmenine çevirmek gerekiyor.

Yani Cihan Vural‘a…

Cihan Vural kim?

Hülya Vural‘ın küçük oğlu.

Yine Hülya Vural döneminde yapılan Kanal D’nin Tatlı İntikam dizisinde de 2. yönetmendi.

1. Yönetmense yine Barış Erçetin’di.

Hülya Vural, şu batan Endemol’ün Dramalar Direktörüyken de, bazı işlerde oğluna yer açmak ve 1. yönetmenliğe hızlıca geçişini sağlamak için oğlundan  gizli bir şekilde büyük çaba harcadı.

Hatta bazı yönetmenlere, “bu işi sana veriyorum ama 2. yönetmenin Cihan olacak” dediğini kulaklarımla duymuşluğum var.

“Bir filmi sen çekersin, iki filmi o çeker” diye de açıkça niyetini ortaya koyardı.

Sonra Endemol’de Cihan’ın da çalışacağı işlerde gecikme yaşanınca ve Hülya Vural Kanal D’ye geçince, D Production‘ın yaptığı Tatlı İntikam‘a Barış Erçetin getirildi.

2. yönetmen olarak da Cihan Vural geldi.

Şimdi de Mustafa Şevki Doğan gitti, yerine yine malum ekip getirildi.

Yani kuralına göre oynarsan Kanal D’de iş var, oynamazsan yok.

Bu artık bir çeşit kölelik hizmetine döndü.

İnsanlar yapımcıların yöneticilerin dediklerini yazıyor çekiyor, dedikleri kadar oluyor, demedikleri kadar duruyorlar.

Açıkçası bu anlamda Kanal D Dramalar, kantarın topuzunu fena halde kaçırmış durumda.

Senaryolara gelen revizyonlar falan uçmuş halde.

Sayfalarca…

Senaristlerin kafası çorbaya döndü.

9-10 drafttan önce sete çıkan yok.

Seyrettiğimiz çoğu projede yönetmenler neredeyse kendi çektikleri dizileri bizlerle beraber ekrandan seyreder hale geldiler.

Değil mi bu kadar biliyorlardı bu işi, o zaman neden Endemol döneminde Paramparça dışında tutturabildikleri bir tane bile iş yok.

Endemol’ün durumu da ortada.

Hadi Endemol’ü geçtim, Kanal D’de Vatanım Sensin dışında bir tane iyi dizi var mı?

Yok…

Ki Vatanım Sensin, Hülya Vural ve ekibi gelmeden önce satın alınmış bir diziydi.

Keza Hayat Şarkısı da…

Gelinen nokta bence enteresan…

Net söylüyorum, girecek bazı işleri biliyorum, Kanal D ile yeni sezon için çok da büyük bir beklentiye girmeyin.

Nerede o eski Çemberimde Gül Oya‘yı, Binbir Gece‘yi, Yabancı Damat‘ı, Aşk-ı Memnu‘yu, Hanımın Çiftliği‘ni, Öyle Bir Geçer Zamanki‘yi, Fatmagül’ün Suçu Ne‘yi, Kuzey ve Güney‘i, Yalan Dünyayı seyrettiğimiz Kanal D, nerede şimdi ki Kanal D…

 

 

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

İlginizi Çekebilir

Tam Evlilik Programlarından Kurtulacağız Derken, S... Fox TV'de yayınlanan Seda Akgül'ün sunduğu "Ne Seninle Ne Sensiz" bu hafta beş bölümü geride bıraktı. İlk bölümden itibaren, sabrettim ve izledim. ...
Bu Akşam Televizyonda Ne Var? / 27.07.2017 Bu akşam da filmi bol günlerden biri. Üç kanal ,tercihini filmlerden yana kullandı. TV8'de televizyonda ilk kez yayınlanacak olan "Küçük Ortak" ...
Kış Sezonunun Gözde Dizilerinin Final Tarihleri Aç... Yaz sezonuna geri sayıma geçtiğimiz şu günlerde, her geçen gün yeni dizi ve programlar görücüye çıkarken, diğer yandan da teker teker kış sezonunun gö...
“Gülizar” Tam Bir Hayal Kırıklığı Oldu... Günlerdir Gülizar ile ilgili yapılan röportajları, köşe yazılarını okuyorum, gülmelere doyamıyorum. Herkes söz konusu Çağan Irmak olunca, bir yağla...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.