"Şahsiyet"in Senaryosu Savruk, Yönetmeni ve Görüntü Yönetmeni Şahane! | bibaksana My title

“Şahsiyet”in Senaryosu Savruk, Yönetmeni ve Görüntü Yönetmeni Şahane!

Diziler

Written by:

Views: 287

Fragmanıyla ve fikriyle beni oldukça heyecanlandıran Puhu TV‘nin yeni dizisi “Şahsiyet” ilk üç bölümüyle Cumartesi akşamı görücüye çıktı.

Dolayısıyla da bizim evde iş güç bırakılıp hemen ekran karşısına geçildi.

Hemen söyleyeyim….

Şahsiyet özellikle görsel anlamda, ulusal kanallarda yayınlanan 120 dakikalık dizilerin çok üzerinde bir iş.

Ancak…

Ben zaten burada Şahsiyet‘i o dizilerle karşılaştırmayacağım.

Zira benim için internette yayınlanan Şahsiyet‘in rakipleri, yine  internette yayınlanan projeler.

Yani Fi gibi, Masum gibi diziler.

Ya da Netflix, Amazon  gibi dijital kanallarda yayınlanan işler.

Gelelim diziyle ilgili minik notlarıma;

1 / Şahsiyet‘in ilk bölümleri Fi kadar çok izlenmedi.

Yani öyle Fi’de olduğu gibi; “üç günde şu kadar kişi tarafından izlendi” haberleri okumayacağız, net bilgi.

2 / Artık şahane bir yönetmenimiz var;  Onur Saylak.

Daha” ile zaten umut vaat ediyordu, “Şahsiyet” ile başarısının tesadüf olmadığını ispat etmiş oldu.

3 / Daha’da da Onur Saylak ile çalışan görüntü yönetmeni Feza Çaldıran, burada da harika işler çıkarmış.

4 / Şahsiyet‘in jeneriğine BA – YIL – DIM!!!

Tasarımcıları Ethem Cem ve Enes Özenbaş‘ın ellerine sağlık.

5 / Müziklerde Stranger Things esinlenmesi var.

Olmasaymış iyiymiş.

Ne diyeyim; en iyisi gülüp geçeyim.

Bu arada izlemelere doyamadığım o muazzam jeneriği de buraya ekliyorum, bulunsun…

Ve Haluk Bilginer.

Söylenecek söz bulamıyorum.

Agah karakterini almış yürümüş.

Bence Şahsiyet dizisi, sırf bu oyunculuk resitaline şahit olmak için bile izlenebilir.

alkış sembolü

Dikkat!

Bu noktadan sonra yazıda diziden spoilerlar var.

İzlememiş olanlar için aman diyorum…

haluk bilginer

Gelelim Senaryoya…

Fikir güzel, net bilgi…

Ama o fikrin senaryolaştırılmasında ciddi sıkıntılar var.

Şahsiyet; 65 yaşındaki adli katip memurluğundan emekli olan Agah’a Alzheimer teşhisi konulması ve ardından da nasılsa “ben her şeyi unutacağım” motivasyonuyla seri bir şekilde cinayetler işlemesini konu alıyor.

Bu arada cinayet büroda çalışan Cansu Dere’nin canlandırdığı Nevra ile bu cinayetler arasında henüz bilmediğimiz bir bağ var.

Ve ilerleyen bölümlerde bu bilgiye ulaşacağımız da bize vaat ediliyor.

Soru şu;

Bir insan 65 yaşından sonra bir anda seri katil olur mu?

Tabi ki olmaz.

Peki…

Hadi gelin dizinin ilk üç dakikasına gidelim.

Agah 2007 ve 2011 yıllarında, aynı adliyede çalıştığı Ağır Ceza hakimini öldürmeye teşebbüs eder.

Ancak her seferinde korkar ya da vicdanına yenik düşer ve son anda vazgeçer.

Yeni soru şu;

Agah’ın 54 ve 58 yaşındayken cinayet işleyememesinin nedeni, öldürdükten sonra cinayetleri hatırlayacak olması mıydı?

Ya da…

Şu an cinayet işleyebilmesinin nedeni “cezai ehliyetinin” olmadığını düşünmesi mi?

Ki…

Cezai ehliyet öyle ortalıkta şehir efsanesi gibi dolaşan “öldürsen de bir şey olmuyor” gibi bir durum değil.

Ve adliyede kalem olarak çalışan Agah’ın da tıpkı benim gibi bu bilgiye sahip olması gerekir.

Sonuç…

Şahsiyet benim için yukarıda sorduğum sorulardan dolayı daha ilk bölümden sallandı.

Zira 54 ve 58 yaşında çocuk gibi zangır zangır titreyerek cinayet işlemekten son anda vazgeçen adamın, 65 yaşında sıfır duyguyla seri cinayet işliyor olması, bana inandırıcı gelmedi.

Ve bunun nedenini de sadece “ben her şeyi nasılsa unutacağım” repliğine bağlamak çok basit bir yaklaşım olmuş.

Çünkü Agah henüz her şeyi unutmadı.

Gelecekte unutacak…

Peki ne zaman?

Bilemeyiz.

Bilim bile buna net cevap veremiyor.

Yani tanı konulduktan sonra 3 ile 20 yıl arasında değişen ömür süresi içinde, kişiye göre değişkenlik gösteren yedi evreli bir hastalıktan bahsediyoruz.

Dolayısıyla da Agah beni ikna edemedi.

Bu arada Agah’ın Alzheimer olduğu, evdeki kedisinin açlıktan ölmesi ile ortaya çıkıyor.

Bunu yazan ve çeken arkadaşların sanırım kedilerle hiç samimiyeti yok.

Aç kalan kedi, evi inletir.

Evde sahibi varsa, onun canını okur.

O kedinin o şekilde ölmesi, mümkün değil.

En kötü, son noktada Agah’ı uyurken yemeğe kalkar, ısırığı da alır, karnını doyurur.

Hadi kediler hakkında bilginiz yok diyelim ve kabul edelim(!)

Peki ya yazdığınız karakterin hastalığından da mı haberiniz yok?

Zira Agah henüz o kadar uzun süreli unutkanlıklar yaşamıyor ki.

Yani…

Üç, dört ya da beş gün dünyadan kopmuyor ki.

Adam kısa bilinç kayıpları yaşıyor.

Yani benzin almayı unutuyor gibi hallerden bahsediyorum.

Eeee, o zaman nasıl kediyi günlerce, ölecek kadar aç susuz bırakmış olabilir?

Bu arada dizinin genel olarak kurgusunda sorun var.

Dolayısıyla da izlerken hem inandırıcı gelmiyor hem de zaman zaman sıkıcı oluyor.

Mesela öldürülen adamların adli sicillerini hiç bilmiyoruz.

Her birinin kadınlarla ilgili bir suç işlediği alt metni var ama ayrıntı yok.

Sadece dosyaları görüyoruz, resimlerini görüyoruz sonra Agâh’ın öldürdüğünü.

Ve bu anlatım dili sayesinde de cinayetler anlamsız ve önemsiz hale geliyor.

Bir de nasıl oluyorsa artık,  Agah hep öldüreceği adamları ya eliyle koymuş gibi buluyor ya da önüne düşüyorlar.

İlk Ağır Ceza hakimini öldürüyor ki hadi onun evini zaten biliyordu diyelim.

İkinci olarak bir kamyon şoförünü öldürmeyi planlıyor ve adamı deniz kenarında kayalık bir alanda, bir hayat kadınıyla ilişkideyken buluyor.

Sanki adam 7/24 orayı kendine mesken edinmiş, başka işi yok, devamlı hayat kadınlarıyla birlikte oluyormuş gibi.

Hayır “yıllar sonra yeri tutturuyor” kısmına kendimizi zorlayıp inandık diyelim…

Peki orada olduğu zamanı ilk seferinde nasıl tutturuyor?

Öyle ya; adam işini görüyor ve kamyona binip gidiyor.

Ne yapıyoruz, gülüp geçiyoruz…

Göz kırpan ifadesi

Sonra Agah bu kamyoncu adamın peşini, benzini bitince bırakmak zorunda kalıyor ve çat diye Beyoğlu’nda üçüncü adam önüne düşüyor.

Tesadüfe gel…

Sonuç olarak cinayetler arasında sebep sonuç ilişkisinde ve öldürülecek kişilerin bulunmasında ciddi problemler var.

Oysa seri katil senaryosu yazılıyorsa, bu ayrıntılar en önemli noktalardır.

İkna edici olmaları gerekir ama Şahsiyet’te maalesef ki ikna edici değiller.

Sonra bir karakol var ki, Amerikan yan sanayi ürünü.

Karakterlerin hepsi, New York polis departmanından transfer ama içlerine bir miktar Behzat Ç. kaçmış.

Dolayısıyla da karton mu kartonlar.

Tipler, gözlükler, giyimler, saçlar, diyaloglar komple abartılı bir şekilde kurulmuş.

Anlamadığım noktaysa neden hepsinin cinsiyetçi kadın düşmanı olduğu…

Neden Nevra’ya kötü davranıyorlar?

Yirmi kişi de kadın düşmanı olamaz ya…

Bu arada Nevra karakteri dizinin en zayıfı…

Motivasyonu ne, neden mesleğini bırakmış da Polis akademisine yazılmış gibi soruların cevapları yok.

Ayrıca ilk bölümde neredeyse devamlı ağlak ağlak, zavallı modda dolaşan, ölü birini gördüğünde kusan, otopsiye girdiğinde cesete korkuyla bakan bir kadın, nasıl oluyor da cinayet büroda çalışıyor anlayan beri gelsin.

Sonra ikinci bölümde de bir anda kendine güvenli bir kadına dönüşüyor.

Yani karakter değişimi değil sıçraması gerçekleşiyor.

Ne oluyor da böyle değişiyor?

Bilen yok.

Gelelim diğer saçmalıklara…

Üçüncü bölümde bir asansör sahnesi var ki, adam avazı çıktığı kadar bağırıyor, bir kişi olsun “ne oluyor” diye dışarı çıkmıyor.

Sonra Agah kalp krizi geçirip, neredeyse bir günden fazla hastanede kalıyor ama evde esir ettiği adam, altına bile yapmıyor.

Haluk Bilginer’in diyaloglarının küçük bir bölümünü çıkarın, geri kalan kısımda tüm diyaloglarda ciddi sorunlar var.

Yapay…

Gönderme yapmak için yazılmış gibi.

Mesela Nevra’nın yeni karakterlerle yaptığı konuşmaların ilk cümlelerinde “evet anne, hayır baba” gibi karakterin kim olduğunun bilgisini vermek için harcanan çaba çok acemice.

Bunlar on yıl öncesinin hamleleri.

Bu arada Agah karakterinin kızı ve torunun olduğu blok bana çok zorlama geldi.

Özellikle Şebnem Bozoklu‘nun eski iş yerine gidip, eskiden oturduğu koltukta oturan insan kaynakları müdürü ile yaptığı konuşma saçma ötesiydi.

Sonra çatı gibi bir yere gitti, hönküre hönküre ağladı ama bir metre ilerisinde duran iki kadın dönüp bir kez olsun bakmadı.

Oradan da markete gitti, rafta şarap gördü ve almaya karar verdi.

Soru şu…

Alışveriş yaparken rafta en öndeki şişeyi mi yoksa en arkadaki şişeyi mi alırsınız?

Tabi ki en öndekini.

Peki Şahsiyet’te nasıl oldu?

Kamera rafın arkasına kurulmuştu.

Dolayısıyla da Şebnem Bozoklu, şişelerin arkasında göründü.

Ve hiç üşenmeden, düşürüp kırarım diye korkmadan, elini uzattı ve kameraya en yakın olan, rafın en arkasındaki, Şebnem’e göre üçüncü sıradaki şişeyi aldı.

Niye?

Bilen yok.

Bir de gazeteci Ateş var ki, o da zorlama ötesi olmuş.

Tıpkı cinayet büro ekipleri gibi.

Sonuç…

Benim için projenin en önemli unsuru senaryodur.

Ve Şahsiyet‘te senaryonun ciddi sorunları var.

Dolayısıyla da fragmanı görünce duyduğum heyecanı, izlerken kaybettim.

Ama yine de bir boş zamanınızda bakın derim.

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

İlginizi Çekebilir

Kanal D’nin yeni dizisi Kara Yazı’nın ... Kanal D ekranlarında boy gösterecek Kara Yazı dizisi, yayınlanan ilk fragmanı ile şimdiden ilgiyi üzerine çekmeyi başardı. Haluk Bilginer, Emre Kın...
ATV’den Sürpriz Karar! Hangi Dizi Final Yapı... Aslında bu final, kanalın kararı değil. Yapımcının tercihi... Zira kanal gün değişikliği istedi, yapımcı da "kabul etmiyorum" diyerek final kara...
Çukur’un İlk Tanıtımı Yayınlandı! Başrollerini Aras Bulut İynemli ve Dilan Çiçek Deniz’in paylaştığı Ay Yapım imzalı proje Çukur geri sayıma başladı. Koçovalı ailesinin en küçük oğl...
İçerde’nin Final Bölümünde Büyük Sürpriz!... Çağatay Ulusoy, Aras Bulut İynemli ve Çetin Tekindor'un paylaştığı Show TV ekranlarında yayınlanan İçerde, final için geri sayıma başladı. 19 Hazir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.