Mezardan "Müslüm" Baba Çıksa, Kendini Bu Kadar Güzel Oynayamazdı! | bibaksana My title

Mezardan “Müslüm” Baba Çıksa, Kendini Bu Kadar Güzel Oynayamazdı!

AnasayfaSinema

Written by:

Views: 69

Müslüm” filmini izledikten sonra salondan çıkarken  ilk kuracağın cümle ne oldurdu diye sorarsanız,

HİÇ DÜŞÜNMEDEN, TEKLEMEDEN;

“Sadece Timuçin Esen ‘in performansını izlemek için bile bu filme gidilir” derdim, net bilgi.

İlk kez bu kadar yüksek seviyede bir Türk oyuncu izledim.

Hala etkisindeyim.

Evet, Müslüm Gürses’in o kıvırcık saçları ve bıyığı çok baskın bir karakter…

Hani, kime taksan belki onu andırabilir diye düşünebilirsiniz ama işin aslı HİÇÇÇÇÇ öyle değil.

Timuçin Esen o kıvırcık saçı ve bıyığı o kadar büyük bir ustalıkla taşımış ki,

Yetmemiş maskeye rağmen Müslüm Gürses’in tüm duygusunu öyle acayip içtenlikle anlatmış ki,

Performansına ancak ve ancak, taklitten ziyade karakteri yeniden yorumlamak diyebiliyorum.

Saçının telinden, jest ve mimiklerine kadar, bir sahnede bile Timuçin Esen’i izliyormuş gibi hissetmedim.

O kadar Müslüm Gürses olmuş ki, araba satın alma sahnesinde Müslüm Gürses’in kendisini görünce, garip bir kopukluk ve rahatsızlık duydum.

Tekrar adapte olmakta da zorlandım.

Bu arada “neden şarkılar Müslüm Gürses ‘in sesinden verilmemiş” diye bir serzeniş dolaşıyor ortalıkta ama ben kesinlikle bu fikre katılmıyorum.

Ben tabi ki bunun nedenini herkes gibi  klasik “DÜNYA BÖYLE YAPIYOR” cümlesiyle açıklamayacağım.

Şöyle bir baktım; köşe yazarlarından yapımcıya kadar herkes bu soruyu, bu şekilde cevaplamış.

Normal tabi,,,, biz de her şey ezbere, ölçüp biçmeden, anlamadan, kopyala yapıştır şeklinde yapıldığı için, böyle geçiştirilir bu konu…

Neyse…

Evet, dünya böyle yapıyor ama niye?

Cevap çok basit ve bir kaç katmanlı…

En basit sebebi; izlerken seyirci için şarkıların seslendirme olduğunu bilmek, filmden kopmayı sağlar.

Bu canlı müzik dinlemekle, banttan müzik dinlemek arasındaki fark kadar aşikar bir durumdur.

En komplike sebepse; oyuncunun kurduğu bu dünyaya ve ” ÜSTÜN YETENEĞİNE” hayranlık duyulmasını sağlayarak, o büyülü atmosferin içine daha yoğun bir şekilde girmeyi tetiklemek.

Bu sayede de bu filmde olduğu gibi “Müslüm Baba’nın üstün yeteneğini, yine  üstün bir yetenekle” özdeşleştirmeyi kolaylaştırırsınız.

Yani…

“Üstün yeteneği, üstün yetenekle eşleştirmek” ama “sıfır kilometre olması nedeniyle, daha taze ve daha coşkulu hayranlık yaratmak” da denilebilir bu duruma…

Kısacası illüzyon…

Sonuç olarak iyi ki Timuçin Esen seslendirmiş, şahane de olmuş.

Bayıldım, BA-YIL-DIM!!!

Gelelim filmin geneline…

Bana fazla kopuk kopuk geldi.

Yani sanki reklam filmi gibi…

Kesik kesik…

Birleştirildiğinde de duygu değil de, sadece ürün ortaya çıkıyormuş gibi…

Yani Müslüm Gürses var, başına gelenler var ama başına gelenlerin onda var ettikleri yok gibi…

Aşağı işaret sembolü

Aslında Müslüm Gürses’i 2000 sonrası ve öncesi diye ayırmak lazım.

2000 sonrası Teoman şarkılarını söyleyerek, kendisini dinlemeyen ve belki de tanımayan genç bir kitleye de hitap etti.

Ben mesela, o dönem sabah akşam Müslüm Gürses dinliyordum.

Bu hem kendisi için hem de bizim gibiler için bir devrimdi ve kendi müziğinde devrim yapmaya nasıl karar vermişti?

Filmde bunun cevabı yok…

Aşağı işaret sembolü

Müslüm Gürses deyince akla ilk olarak,  kendine jilet atan hayranları gelir.

Peki, Müslüm Gürses bu hayranlarıyla ilgili ne hissediyordu?

Zira kardeşinin de geçmişte böyle bir deneyimi var ve biz bu deneyimi filmde görüyoruz.

Yani…

“Sevdiği ve sevildiği” her iki katmanda da acının tezahürünün kendine zarar verme olması, bunun Müslüm Gürses’in iç dünyasındaki karşılığı, dokunduğu yerler, dışa vurumu da filmde yok.

Ve bence büyük eksiklik…

Aşağı işaret sembolü

Sonra ona neden “baba” dediklerini, hayranlarının ona neden böyle bir anlam yüklediklerini hiç görmüyoruz.

Oysa filmin ilk çıkış cümlesi; “o hiç baba olamadı, babası gibi bir baba olmaktan hep korktu ama herkes ona baba dedi”…

Film boyunca bu çıkış cümlesinin “herkes ona baba dedi” kısmının “altı, üstü, sağı, solu” bomboş kalıyor.

Aşağı işaret sembolü

Dedim ya film kesik kesik diye…

Mesela kardeşi kolunu kesiyor, ağır depresyonda, diyorum yakında bu çocuk kendini öldürür.

Sonra çat diye yükseliyor, köyde bir kıza aşık oluyor.

İzlerken kafanız karışıyor, arada sahne mi kaçırdım acaba diyorsunuz.

Aşağı işaret sembolü

Bir diğer sıkıntı da müzik…

Filmin genelindeki duygu problemini, kesik kesikliği kendileri de fark etmiş gibi, eksiği tamamlamak istediklerinden mi bilmem ama, her yere müzik döşemişler.

Müslüm Gürses’in söylediği şarkılardan bahsetmiyorum.

Film boyunca ve neredeyse her sahnenin altına döşenmiş.

Aşırı…

Rahatsız edici…

Bu sayede de müzik; duygu arttırmaktan çok, filmin içine girmeyi zorlaştırıcı bir unsura dönüşmüş.

Aşağı işaret sembolü

Bu arada film iki bölümden oluşuyor…

Müslüm Gürses’in çocukluğu ve ünlü oluşu…

Muhterem Nur ile aşkı…

Muhterem Nur’un girişiyle ikinci bölüm adeta bir aşk filmine dönüşüyor.

Bu aşkın müziğine nasıl yansıdığı, onda ne gibi değişimlere neden olduğu falan yok.

Herhangi bir filmde göreceğiniz, olası, alışılagelmiş, savruk bir aşk hikayesi.

Derinlik var mı?

Hiç yok…

Filmde beni en şaşırtan şey, filmin kendi kendine spoiler vermesi oldu.

Zira kurgusal olarak, zamanda gidiş ve gelişler söz konusu…

Mesela kardeşinin öldüğünü zamanı atlayarak anlatmışlar.

Biz öldüğünü, nasıl öldüğünü bilmiyoruz.

En son askere giderken bıraktık.

Sonlara doğru,,, çat diye Müslüm’ün ağzından, kardeşinin öldüğünü öğrendik.

O ana kadar da Müslüm Gürses’e net bir şekilde yansıyan duygusunu da görmedik.

Sonra hop flashback, kardeşinin nasıl öldüğünü gördük, gereksiz bir yerde, gereksiz bir zamanda…

Saçma sapan…

Kafa karışıklığı da cabası…

Bu arada filmde takıldığım ve sinir olduğum çok acemice çekilmiş sahneler de var.

Mesela Altın Mikrofon yarışması…

Müslüm yarışmaya katılıyor.

Daha şarkıya başlar başlamaz, hemen jüri birbirine dönüp, şahane diye kafa sallıyor, konuşuyor.

Ne söyledi de hemen şahane oldu arkadaş?

Yapmayın böyle Türk işi şeyler..

Sonra neden Oscar vermiyorlar diye bas bas bağırıyorsunuz, komik duruma düşüyorsunuz.

Daha buraları geçemediniz ki…

Koşmaya daha çok var, hemen gaza gelmeyin.

Aşağı işaret sembolü

Ha birde Kuleşov etkisi denemeleri var ki, akıllara zarar.

Deneme diyorum çünkü denemeden öteye gidememiş.

Kuleşov etkisi nedir?

Sovyet sinemacı Lev Kuleshov’un adını taşıyan bir deney, bir montaj yöntemi…

Bu deneyde; birbiriyle ilgisiz çekimleri montajlayarak, izleyicide bunların bir bütün olduğu izlenimi elde etmeye çalışılır.

Yani  filme dönersek; 

Müslüm ‘ün annesinin öldüğü sahnede, paralel kurguda kullanılan güvercin kafesine kedi girme sahnesinden bahsediyorum.

Kuleşov etkisi olması için, Müslüm ve güvercinler arasında biz net bir şekilde duygu hissetmeliyiz.

Daha doğrusu o sahneye kadar “anne ile güvercinleri duygu anlamında” özdeşleştirebilmeliyiz.

Kedi güvercinleri öldürüyor, babası da annesini gibi…

Peki neden olmamış?

Çünkü biz filmde o ana kadar Müslüm’ün güvercinlerle doğru düzgün bir bağı olduğunu hissedemiyoruz.

Dolayısıyla  da güvercin anneyi simgelemiyor.

Bu yüzden de Kuleşov etkisi “kötü bir deneme tadında” pek bi gereksiz kalıyor.

Bunun bizdeki en iyi yapılmış televizyon örneği “Öyle Bir Geçer Zamanki” dizisinde Ali Kaptan’ın Cemile’ye tecavüz ettiği sahnedir.

O esnada Osman bahçede ve elinde oyuncağı vardır.

O “OYUNCAĞIN” aslında neyi simgelediğini, bu anlattıklarımı dikkate alarak izlediğinizde anlayacaksınız.

Bu arada hem Ayla hem de Müslüm filminin bana göre en itici kısmı, yapımcısı Mustafa Uslu, net bilgi…

Belki özelinde iyi biridir bilmiyorum ama Türkiye’de ikinci kez bir filmin yapımcısının; o filmin yönetmeninin, oyuncusunun, senaristinin önüne geçtiğini görüyorum.

Biri Halam Geldi filminin yapımcısı Sami Dündar‘dı.

Diğeri de Mustafa Uslu

Benim bildiğim oyuncu konuşur, yönetmen konuşur, senarist konuşur.

Para veren, işin ticari kısmında bulunan adam konuşmaz.

Zira o konuşursa; iş sanattan, reklam panosuna dönüşür.

Sakil durur.

Ama Mustafa Uslu devamlı konuşuyor, devamlı röportaj veriyor.

Oyunculardan bile çok daha fazla o görünüyor.

Hem de öyle böyle konuşma değil, herkesi eze eze…

En son O Ses Türkiye‘de denk geldim, kendisi senarist Hakan Günday için “genç bir arkadaşımız filmi yazdı” dedi, dumurun zirvesinden beni aşağı bıraktı.

Yahu Hakan Günday’dan bahsediyoruz…

Aloooo…

Seni kimseler tanımaz belki ama Hakan Günday’ı bu ülkede çokça tanıyan, takip eden, seven var…


Bu arada hem Ayla hem de Müslüm filmi ile ilgili her cümlesinde “şu çok beğendi, bu çok beğendi, siz de beğendiniz, beni hemen aradınız” kafasında bir satış pazarlama taktiği söz konusu…

Hani şu şehir hatları vapurlarında “elimde gördüğünüz ürün” diye konuşarak malzeme satan adamlar var ya, Mustafa Uslu’nun onlardan bir farklı yok.

Ve sonunda da bana göre film filmlikten çıkıyor, bu vatandaşın reklam panosuna dönüşüyor.

Yazık oluyor.

Sevimsizleşiyor.

Ha söylemeden edemeyeceğim bir diğer nokta da; jenerik.

Müslüm’ün jeneriğinde de, yine senaristin üstünde bir süre abudik kubidik isim yazılmış.

Valla yazıklar olsun.

Nasıl bir hadsizliktir bu…

Susanlara, kabul edenlere hayret ediyorum.

Hadi onlar utanmıyor, siz nasıl kendinize bunu yapıyorsunuz?

Valla pes…

Kısacası; 60 yıllık bir hayatı, 130 dakikaya sıkıştırma çabasıyla, sinema ile belgesel arasında gelip giden bir eser çıkmış ortaya…

Yukarıda çok eleştirdim gibi görünebilir ama yine de bana göre, Müslüm filminin total’de eksisinden çok artısı var.

Yani gidilip görülmesi ve MUTLAKA SİNEMADA İZLENMESİ gereken bir iş.

Son not;

Müslüm Gürses’in kadını dövdüğü filme alkış tutup sonra Ahmet Kural’a saydırmak da ayrı bir karaktersizlik oluyor gibi bir muhabbet çıktı ortaya.

Bunu bir köşe yazarı yazdı sonra herkes peşine düştü.

Valla gülüyorum…

Ne saçma bir bakış açısı…

Neyin kafasını yaşıyorsunuz, nasıl bir dünyanız var?

Ne yani,  Amerikan’nın ilk kadın seri katili olan Aileen Wuornos’un gerçek hayat hikayesini anlatan Monster yani Cani filmi ile en iyi kadın oyuncu ödülü Charlize Theron’a verilince, katile mi verilmiş oldu?

O film alkışlanırken, katil mi alkışlanıyordu?

Tövbe yarabbim…

Neleri konuşup tartışıyoruz…

Heyyyy!!! Bunu diyen arkadaşlar!!!!

Haberiniz olsun; burada Müslüm Gürses değil film alkışlanıyor…

Son zamanlarda en çok güldüğüm bakış açısı ya da uydurmasyon çıkarım bu oldu, buraya not düşüle…

Ezcümle; bu filme gidin arkadaşlar, gidin.

Yapımcısına rağmen gidin.

Ve mutlaka sinemada izleyin.

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

İlginizi Çekebilir

Yeni Sezonda Hangi Gün Hangi Dizi Yayınlanacak? Önümüzdeki haftadan itibaren diziler teker teker ekrana gelmeye başlayacak. Dolayısıyla da ortalık karışacak... Hani akıllarda da sorular yok de...
Kanal D Dizilerine Ne Yapıyor? Hayat Şarkısı, Bodr... Son bir buçuk aylık süreçte öyle garip hamleler yapıldı ki, bence seyircinin bu soruyu sormaya sonuna kadar hakkı var? Gerçekten Kanal D dizilerine ne...
“Gülperi”, Seyirciye “Boşlukları... Hayatımda hiç bu kadar beyin jimnastiği yaparak dizi izlediğimi hatırlamıyorum. Çünkü Gülperi 'de; neredeyse tüm "neden sonuç" ilişkilerini kurma g...
Payitaht Abdülhamid Dizisi Ne Zaman Başlıyor? Yeni sezona rakiplerinden sonra giren dizilerden biri de TRT1 'in Payitaht Abdülhamid dizisi... Yüksek reytingler alamasa da kendi kitlesini oluştu...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect. Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.